Atını Sürüp Giden Kadın

“ ‘Götürün onu buradan, güneşe çıkarın,’ dedi doktor. Kadının kendisi güneşe kuşkuyla bakardı, ama çocuğuyla, dadıyla ve annesiyle denizin üzerinde sürüklenmeye razı oldu.

Gemi gece yarısı yelken açtı. Çocuk yatırılıp yolcular gemiye binerken kocası iki saat onunla kaldı. Karanlık bir geceydi, sıçrayan ışık damlalarında titreyen Hudson inip kalkan bir siyahlıkla sallanıyordu. Kadın, parmaklıklara dayandı ve aşağı bakarken düşündü: Bu bir deniz; insanın hayal ettiğinden daha derin ve daha fazla anıyla dolu. O anda deniz sanki sonsuza dek yaşayacak bir kaos yılanı gibi kabarıyordu.”

Lawrence’ın öykü anlatımındaki dehasının örneklerini sunduğumuz kitaptaki on üç öykü, 1924-1928 yılları arasında yazıldı. Lawrence, Birinci Dünya Savaşı sonrasında New Mexico, Meksika, İtalya, Almanya ve İngiltere’deki deneyimlerini aktarıyor. Yazar, öykü kişilerinin büyük çoğunluğunu, başta kendi karısı olmak üzere yakın çevresindeki insanlardan esinlenerek oluşturuyor. Bu kurgu, D.H. Lawrence’ın büyük gözlem gücünü ve gerçek olaylarla kişileri kusursuz biçimde kurgusal dokuya yerleştirmesini yansıtıyor.

Farklı ülkelerde, farklı ortamlarda, farklı sosyal yapılarda geçen öyküler, insanın dünyanın neresinde olursa olsun yaşadığı hayal kırıklıklarının, öksüzlüklerin, doyumsuzlukların ve aşkların ortak gücünü, şiirsel bir anlatımla dile getiriyor.

D. H. Lawrence
1885’te İngil­te­re’de, East­wo­od, Not­ting­ham­shi­re’da doğ­du. İlk ro­manı The White Peacock (Beyaz Tavus Kuşu) 1911’de, ikinci romanı Günahkâr Ruhlar 1912’de basıldı. Ya­rı oto­bi­yog­ra­fik ro­manı Oğullar ve Sevgililer (1913) Lawren­ce’ın ken­di ya­şamöy­küsünü, genç bir adamın an­ne­siy­le iliş­ki­si ve bu iliş­ki­nin baş­ka ka­dın­lar­la iliş­ki­le­ri­ni nasıl et­ki­le­di­ğiy­le il­gi­li güçlü bir psi­ka­na­li­tik in­ce­le­me­ye dönüştürüyor­du. 1915’te ya­yımla­nan Gökkuşağı’n­da, Brang­wen ai­le­si­nin üç ku­şak öyküsü ara­cı­lığıyla top­lum ve ruh­sal de­ği­şi­mi ele alınıyor­du. Kitabın devamı niteliğindeki Âşık Kadınlar 1920’de yayımlandı. Onu yine aynı yıl 1920’de Kayıp Kız, 1926’da Kanatlı Yılan, 1928’de Lady Chatterley’in Âşığı, 1929’da Ölen Adam, 1930’da Bakire ile Çingene adlı ro­man­lar iz­le­di. Aynı za­man­da çok iyi bir şa­ir, öykü ve de­ne­me ya­zarı olan D.H. Law­ren­ce, özel­lik­le ro­man­larıyla XX. yüz­yıl İn­gi­liz ede­bi­yatının en et­ki­li yazar­la­rından bi­ri ol­du. Law­ren­ce, 1930’da Fran­sa’nın Ven­ce ken­tin­de öldü.

PPG Haber