Bilmeyen ne bilsin bizi

(Halil Emrah Macit) Kitle iletişim araçları ile birlikte geleneksel ilişki biçimlerinin yerini daha pratik ve teknik biçimlerin alması ile daha ferdi ve daha bireysel iletişim imkânları doğdu. Fransız yönetmen Godard; “Artık sadece iletişim araçları var, iletişimin kendisi yok.” derken, bireyci modernizmin yıkıcı etkilerinin zirveye ulaştığı, ırk/ulus/sınıf gibi kimliklerin belirsizleştiği sosyal medyayı işaret ediyordu. Gündelik hayata yansımaları bakımından bu ilişkilerin güncel uzantıları da hayatımızı etkilemeye devam ediyor.

Dün sosyal medyada aklı henüz bâliğ olmamış, “trol” diye tabir edilen birkaç sahte profil tarafından haksız bir biçimde epey bi’ hakarete uğradım, sabrettim. Bir SBF’li olarak 10 yıldır gerek sol medyada gerek Kürt basınında gerekse ulusal çapta yayın yapan gazetelerde Kürtlerle ilgili hadiseleri de kendi penceremden teorik olarak şiddet dışı çözümlere öncelik tanıyarak tartıştığımı çevremdeki herkes bilir. Aynı zamanda yüzlerce yıldır Doğu Anadolu topraklarında barış içinde yaşayan, on binlerce üyesi bulunan ve çevrelerinde sevilen uyumlu insanlar olarak tanınan bir Kürt aşiretinin de üyesiyim.

Tüm bunlarla birlikte kendisi gibi düşünmeyen grupların bireysel yaşama öncelik tanıyan küçük gruplara veya kişilere yönelik “linç” girişimlerine de her zaman karşı durmuş biriyim. Hatta “Kendine Yapılanı Affet Ama Mukaddesâtına Yapılanı Affetme!” şiarıyla kimi zaman gurbet yaşamında sorunlarla karşılaşan dost ve akrabalara da sabır tavsiye eden, sorunların ancak zaman içerisinde uzlaşı ile çözüleceğini salık veren biriyim.

Bu yüzden radikal ideolojilerin ve geç kalınmış uluslaşma çabalarının öfkelendirdiği istisna bireylerin toslayacağı çok “kalın” bir toplumsal duvar var bu coğrafyada. Yerleşik feodal değerlere yönelen her “dış” tehdit, kaynağına daha derin ve daha karmaşık bağları olan devletçi reflekslerle geri dönecektir, bundan emin olabiliriz!

Geçici görünürlüğü, popülist tavırları, günü kurtarma derdinde maddi ilişkileri ve sağdan soldan çalıntı laflarıyla/söylemleriyle gerek medyada gerekse gündelik hayatta sıcak bir köşe kapma derdinde aklı henüz “bâliğ” olmamış kişilere bizler ancak güler, geçeriz.

Bu kişiliklerin toplumsal huzurun ve toplumsal barışın önüne taş döşeyen önceki versiyonları yaptıkları hatalardan ders çıkaran, bu hatalardan geri dönebilen, yol bilen, erkan bilen, yordam bilen kişilerdi aynı zamanda. Ama bu “troller” nereden cesaret alıyor, bunun da hesabının sorulması lazım!

Ne demiş koca Yunus; “Bilmeyen ne bilsin bizi, bilenlere selâm olsun…”

Politik Psikoloji Günlüğü