Demir küre içerisinde bir saltanat: Narsisizm

İngiltere Kralı 8. Henry, “Narsisizm”, “Öidipus kompleksi”, “Elektra kompleksi”, “Sevgi”, “Ruhsal açlık”, “Engellenme” ve “Geçiş nesnesi” kavramlarından yola çıkarak “aynanın arka yüzüne” ulaşmayı amaçladığımız bu kurgu söyleşi, ruhsal açıdan bazı temel kavramları daha iyi anlamamıza yardımcı olarak bir anlamda korkularımızla yüzleşmemize ve üstesinden gelmemize vesile olur umarım.

***

-Günlük konuşmalarda bile hep rastlıyoruz, şu “narsisizm” dedikleri nedir tam olarak?

“Narsisizm” yani “Özsevi”, kendimize duyduğumuz sevgiyi anlatan bir kelimedir. Fiziksel yaşamı sürdürebilmek için herkesin suya ve gıdaya ihtiyaç duyması gibi olgun bir ruhsal yaşam için de kendimizi sevmeye ihtiyaç duyarız.

-Peki ya bu durumu abartırsak ne olur?

Abartılmış narsisizmi olan kişiler yaşamlarını büyük bir ikilem içinde sürdürürler. Gündelik hayatlarında kendilerini çok seven, “büyüklenmeci” duygulara sahip kişiler olmalarına rağmen, sevgiye “aç” ve “aşağılık” duyguları içinde çırpınan gizli bir tarafları da vardır.

-Ama bazıları bu narsisizmi abarttıklarının farkında değiller sanırım?

Bu süreç bilinçdışında gerçekleştiği için bazıları narsisizmlerini abarttıklarının pek farkında değiller doğru. Sanki dünyanın en güçlü, en akıllı veya en güzel insanlarıymış gibi davranmak onlar için olağan bir durumdur. Aynı zamanda kimliklerinin sevgiye aç kısımlarını saklarlar. Kimliklerinin dünyanın “en önemli” insanı olarak gördükleri parçasını sevgiye aç olan kimlik parçalarından ayırmışlar ve büyüklüğü abartılmış olan kısmı bir fanusla örter gibi korumaya almışlar. Bu birçok probleme neden olur ve sonunda kendilerini bir analistin divanında bulurlar. Bu tanıya sahip kişiler günlük yaşamları sırasında kendilik büyüklüğü, yeryüzünde güzellik, zenginlik, ya da zekâ konusunda bir numara oldukları yönünde bir algı, başkalarının beğenisini toplama çabası ve kendi büyüklüklerini korumak adına bazı gerçekleri görmezlikten gelme tavrı sergilerler. Örneğin bazı siyahiler aşağılanmış durumlarını inkâr etmek için yüksek bir seks potansiyeline sahip olduklarını simgeleyen bir hezeyanı paylaşıyorlar kendi aralarında.

-Ama her analiste de kendileri tamamen ve gerçekten açmazlar değil mi?

Doğru. Bazı analizlerimde, karşımdakiler kendi “güçlü” kısımlarını bir demir küre içinde saklıyorlardı, divanın arkasında oturan bense onların aç ve çaresiz kendilik kısımları oluyordum. Ama zamanla onlarla aramızda bir “aktarım” gelişmeye başladı ve demir küre içinde bir saltanat sürmeye başladılar. Çok defa böyle bir “kendilik” çocuğun öz sevgisini aşağılayan travmalarla ilgilidir. Çocuk sevgi için “aç” kaldığını hisseder ve buna karşı kendinin herkesten üstün olduğunu gösteren bir “kendilik” geliştirir ve bunu “aç” kısmından ayrı tutarak, sevgiye “aç” kısmını inkâr etmek ya da saklamak için uğraşıp durur.

-Yine günlük konuşmalarda bile sürekli telaffuz edilen “Öidipus kompleksi” ve “Elektra kompleksi” diye bir şey var. “Baba” ya da “anne” figürleriyle çatışmamızın sebebi nedir?

Ödipal çatışma erkek çocuğun babayla özdeşim” yapmasıyla çözülür. Yani her şey yolunda giderse erkek çocuk “erkekliği” öğrenir. Bu kız çocukları için de geçerli. Kız çocuk babanın sevgisi için anneyle rekabete girer. Erkek çocuk da annenin sevgisi için babayla rekabete girer. Ödipal dönem sorunlarını çözemeyen bir kadının beş kez kendinden çok daha yaşlı ve evli erkeklerle ilişki kurduğunu, her ilişkinin sonunda nasıl suçluluk duygularını yaşadığını izlemiştim. Çocuğun aklının ve kimliğinin tek başına çocuk tarafından geliştirilmediğini biliyoruz. Her çocuğun kendine has psiko-biyolojik bir potansiyeli vardır. Fakat bunun yanında çocuğun aklının ve kimliğinin gelişiminin çocuğun ortamındaki anne ya da annelik görevi yapan kişilerle olan ilişkisiyle sağlandığını biliyoruz.

-Bir de şu engellenme durumu var?

Bazı erkek çocuklar hayalinde bir arenada “cömert kadınların” önüne çiçekler attığı durmadan koşan güçlü bir boğa gibidir. Ama ortaya önünü kesecek ya da onu hadım edecek bir “matador ya da baba figürü” çıktığı zaman korkuya kapılıp karşıt tepkiler içerisine girerek endişelerini bastırmak isteyebilirler.

-Peki küçük çocuklardaki “silah” merakının sebebi nedir?

-Evet, genelde çocuklarda biz buna “geçiş nesnesi” diyoruz. Bu kavramı daha iyi anlamak için karanlık bir odada bir “el fenerinin” geçiş nesnesi gibi kullanıldığını düşünelim. Çocuk el fenerini yakıp etrafı aydınlatarak yavaş yavaş dış dünyayı görür ve anlamaya çalışır. Fakat aç kaldığı, uykusu geldiği veya anne tarafından reddedildiğini sezdiği anlarda fenerin ışığını kendine doğru çevirir ve dış dünyayı karanlığa gömer.

-Ne sıklıkla yapılır bu ve amaç nedir?

Bu her gereksinim duyulduğunda defalarca kullanılır. Ve böylece kendileriyle dış dünyadaki insanlar arasındaki köprüyü kontrol altında tutarlar. Bunun en önemli nedeni büyüklenmeci kendilik kısmını “ötekilerden” korumaktır. Çocuklarda geçiş nesnesi yaratma işi gelecekteki yaratıcılığın temelinde yer alıyor. Ama yetişkinler, başka insanlarla ilişki kurmak için onlarla aralarına, kendilerinin kontrolü altında olan bir köprü kurmaya ihtiyaç duymayabilirler.

-İnsanlar kendilerine her zaman “iyi” karakterleri ideal olarak örnek almazlar değil mi?

Tabi, bir örnekle anlatayım. Bir hastamın saldırganlığının altında Sekizinci Henry’i keşfettim. Bu zalim kralın iki karısının kafasını kestirmesi gibi o da kendini reddeden “kötü” anneyi yok etmeyi Sekizinci Henry üzerinden hayal ediyordu. Amerika’nın kuruluşunda rol oynayan bir lider olan atası İngiliz asıllı olduğu için hastam da Sekizinci Henry’nin kendi büyüklenmeciliğini temsil ettiğinin farkındaydı, bu “iyi” tarafıydı. “Kötü” tarafı ise o da Sekizinci Henry gibi karılarını öldürebilecek, annesini katledebilecek, yani cinayet işleyebilecek “kötü” bir çocuktu. Zalim bir insan olmakla beraber Sekizinci Henry İngilizler için bir devrim, büyük bir değişim yaratmıştı. Roma’nın Katolik baskısından İngilizleri kurtarmış, onlara dini yönden bir bağımsızlık sağlamıştı. Divanımda yatan hastam da kendine baskı yapan eski iç dünyasını değiştirip içindeki “kötü” ve “iyi” imgeleri birleştirerek bütünleşmiş bir kimliğe ve bağımsızlığa kavuşmak, geri kalan saldırganlık kısmını bir hapishaneye koymak, bastırmak üzerinde çalışıyordu.

-Bu durumda siz hangi konumdaydınız?

Ben, onun gelişmesini isteyen, bütünleşmiş kimliğinin (rahat demokratik hayat tarzı) koruyucusu olan bir yabancıydım. “İyi” ve “kötü” tarafları bir araya gelince onun iç dünyası da bütünleşecekti. Bütünleşmiş bir kendilik temsili olan kişiler artık büyüklenmecilik veya sevgiye aç kişilik parçalarıyla uğraşmaz. Böyle bir kişi çocukluk gelişimi basamaklarından yukarı çıkarak ödipal süreçlerle ilgilenir. Tabii ki bu bilinçdışı bir süreçtir. Başka bir deyişle baba çocuğu anneye olan bağımlılığından kurtarır ve anne-baba sevgisi göstererek çocuğun daha sağlıklı bir gelişim göstermesine yardım eder.

-Bu tür çatışma çözümlerinde sonuç ne oluyor genelde?

Analizi bitirme evresine girince divanda yatan kişi kendini etkileyen çocukluk travmalarını ziyaret eder. Böyle ziyaretle eskiden kendini patolojik olarak etkileyen travmaya sanki “Hoşçakal” diyerek bu defa kendisi o travmadan ayrılır.

-Anlıyorum, teşekkür ederim.

Rica ederim.

*Bu kurgu söyleşide yararlanılan kaynak; Prof. Dr. Vamık Volkan, Fanustaki İnsanlar, ALFA
Politik Psikoloji Günlüğü