İleri Okuma: Aşkın Biyokimyası

(Ali Çağlayan Taybaş) İnsanlık tarihinde aşk kadar zihni meşgul eden bir kavram yoktur. İnsan doğar, büyür, üreyip neslinin devamını sağlar ve ölür. İnsanlığın devam etmesi için olmazsa olmaz iki şeyden biri aşk diğeri sekstir. Hayvanlardaki çiftleşme büyük çoğunlukla sadece yeni yavrular dünyaya getirmeye yöneliktir ancak insan daha karmaşık bir beyin ve vücuda sahip olduğundan birçok zaman bunu sadece keyif için yapar. Aşk nedir, nasıl oluşur, bu şeyi bu kadar özel kılan nedir ki aşk için şiirler yazılmış, kütüphaneler dolusu kitap yazılmış, uğruna savaşlar yapılmış olsun.

Aşk Nedir?

Son 50-60 yıldaki bilgisayar ve diğer elektronik cihazlardaki teknolojik ilerleme insan beyni ve vücudu üzerinde daha ayrıntılı ölçüm yapmamıza olanak sağladı. Aşkın bilimsel temellerini açıklamaya çalıştıkça sürekli yol katettik ve inançlarımız yerini ölçümlere, kanıtlara ve teorilere bıraktı. Acı gerçeği söyleme vakti geldi: “Aşk sadece biyolojiden ibaret”. O uğruna şiirler yazdığınız, her şeyi yapmaya hazır olduğunuz, ölümü bile göz alabileceğiniz kişiye karşı hissettikleriniz sadece belirli hormon salınımları ve çeşitli biyokimyasal reaksiyonlardan ibaret. Yoksa ikna olmadınız mı? “Olur mu canım öyle şey” mi diyorsunuz? Kadın ve erkek arasındaki farkları, aşkın bilimsel temellerini ve bu işin evrimsel geçmişini okuyun siz karar verin.

Türk Dil Kurumu sözlüğünde aşk sözcüğü aşırı sevgi ve bağlılık duygusu olarak tanımlanıyor. Urban Dictionary’de aşk doğanın bizi üremeye kandırma yolu olarak tarif ediliyor. Aşk kavramı insanlar üresin diye onları kandırmak için ortaya çıkmış olabilir mi? Doğada canlıların eşeyli üremesinin mitoz bölünmeyle üremeye göre pek çok avantajı var. Bireylerde gerçekleşen rastgele mutasyonlar sonucu farklı genler ortaya çıkıyor ve yeni doğan yavrular neredeyse her zaman eskiye göre daha dirençli oluyorlar. Kısacası eşeyli üremede seks yoluyla genomunuzu başka birinin genomuyla paylaşıp ortaya daha güçlü bir yavru meydana getiriyorsunuz. Bu noktada seks eyleminin insan varlığı için önemi ortaya çıkıyor.

Seks Yapalım Ama Kimle?

Üzerinde yaşadığımız dünyada sizinle birlikte 7 milyar insan daha hayatına devam ediyor. Bu nüfusun kabaca yarısı kadın yarısı erkeklerden oluşuyor. Heteroseksüel bireyler için konuşursak seks yapıp yeni bir yavru dünyaya getirmek için 3.5 milyar seçenek var. Bu seçeneklerin arasından seçtiğiniz kişiler size verimli döl de verebilir veya bunun tersi olabilir. Örneğin, vücut kromozomlarında taşınan ve 100 kişide 1 görülen bir hastalık genini ele alalım. Yapılan matematiksel hesaplar sonucunda akraba evliliği yaptığınızda bu hastalığın çocuğunuzda görülme olasılığı akrabanız olmayan biriyle olduğundan 16 kat daha fazla. Bu yüzden araştırmacılar akraba evliliğinden kesinlikle uzak durulması gerektiğini belirtiyorlar. Anne babayı baştan eledik, akrabalar da gitti, peki kiminle seks yapıp çocuk yapacağız? Elbette evrim, doğacak yavruların genetik kalitesini en yüksek düzeyde tutmak için çeşitli mekanizmalar oluşturmuş. Bunlardan ikisi aşk ve tutku duygularıdır.

Partnerler arasındaki genetik çeşitlilik ne kadar fazlaysa doğacak yavrunun genetik özellikleri o kadar iyi oluyor. Kişiler arasında çekim duygusunu oluşturan etkenlerden bazıları kadın cinselliğini ön plana çıkaran iri memeler, erkeğin dölleme yeteneğini gösteren kemiksiz görünebilir penis yapısı, deri kalitesini ön plana çıkaran tüylerin az oluşu, kadının vajinasını taklit eden dolgun dudaklardır. Bunların birçoğunu televizyon reklamlarında görebilirsiniz. Her gün dudakları daha güzel ve dolgun gösterecek rujlar, kadın ve erkek cinselliğini ön plana çıkaracak ürünler piyasaya sürülmektedir.

İleri Okuma: Erkekler Kadınlarda Ne Arıyor?

Saydığımız fizyolojik unsurlar herhangi cihaz gerektirmeden psikoloji biliminin yardımıyla çözümlenmiş etkenler. Bunların yanında modern dünyanın aşk duygusunun sinirbilimsel kökeni son 30-40 yılda geliştirilmiş teknolojik cihazların artan çözünürlüğü ile birlikte daha fazla araştırılmaktadır. Yapılan araştırmalar kişiler arasında çekim oluşmasında vücut görünümünün yanında moleküler seviyede de bazı hareketliliklerin olduğunu gösteriyor.

Aşk = Hormon + Hormon + Reseptör

Yaşadığımız tüm duygularımızdan bu küçük moleküller sorumludur. Serotonin miktarı biraz artsa durduk yere mutluluktan havaya uçar, biraz azalsa dünyamız başımıza yıkılacak gibi oluruz. Söz konusu aşk ve seks olduğunda ise en önemli iki hormon aşk hormonu olarak bilinen oksitosin ve vazopressin’dir. Şimdiye kadar üç tip vazopressin reseptörü ve bir tip oksitosin reseptörü tanımlanmıştır. Bu reseptörler ve hormonlar beyinde aşk ve ödül mekanizmasında rol alarak aşk duygusu yaşandığında bir başka hormon olan dopamin salınımını tetikleyerek beynin kendini ödüllendirmesini yani keyif almamızı sağlıyorlar.

İleri Okuma: Oksitosin Nedir?

Oksitosin ve vazopressin sadece partnerlerin birbirlerine bağlanmasında değil, arkadaşlık ilişkilerinde, anne ve çocuk arasındaki bağın kurulmasında da büyük rol oynuyorlar. Sevdiğimiz birine sarıldığımızda hissettiğimiz o huzur ve mutluluk duygusunun perde arkasında oksitosin vardır. Oksitosinin daha pek çok fizyolojik işlevi vardır ama konumuzun dışında olduğu için diğer hormon olan vazopressine geçelim. Oksitosin kadınlarda daha baskın konumdayken erkeklerde vazopressin baskındır. Erkeklerde bağlanma duygusunun oluşturulması için vazopressin kullanılır çünkü oksitosin kadınlara kıyasla çok daha az üretilir. Her iki hormon da hipotalamusta üretilir hipofiz bezi tarafından kontrollü bir şekilde kan dolaşımına salınır.

Evrimsel Süreçte Aşk ve Seks

Bağlanma duygusunu oluşturan bu iki hormon kadın ve erkekte farklı miktarlarda üretilir dedik. Ayrıca bunların reseptör sayıları da farklıdır. Bu temel farklılıklar kadın ve erkek davranışlarına da yansır. Oksitosin kaygı ve stres azaltıcı bir hormondur, diğer taraftan vazopressin kalp ve damar sistemine müdahalede bulunabilen korku ve stresi tetikleyici bir hormondur. Şimdi on binlerce yıl nasıl yaşadığımıza tekrardan göz atalım. Erkek fiziksel güç bakımından üstün olduğu için avlanmaya gidiyor ve tarım yapıyorsa arazisiyle uğraşıyor, kendisini ve ailesini yırtıcı hayvanlardan korumaya çalışıyor. Kadın ise doğurganlık özelliği dolayısıyla çocuklarla ilgileniyor ve evin (veya mağaranın) işlerini hallediyor. Dışarıdan gelebilecek bir tehlike söz konusu olduğunda erkek tetikte olup ailesini korumalı, kadın ise evin içinde paniği önleyip kaygıyı azaltmalıdır. Vazopressin ve oksitosinin kadın ve erkekte nasıl evrimleştiği bu şekilde açıklanabilir.

Aşk ve bağlılık duygularının insanlık tarihindeki öneminden bahsettik. Arka planda aşk ve bağlılık, ön planda ise seks ile insan neslini sürekli devam ettiriyor. Seks insan popülasyonlarının yok olmaması için kesinlikle gerekli ancak insanların yemek, su gibi başka fiziksel ihtiyaçları da var. Bütün bu ihtiyaçların ortak noktası nedir ve neden bunları yapıyoruz? O kadar alışılmış bir düzende yaşıyoruz ki çoğumuz kendimize “Neden yemek yiyorum?” demeyi unutuyoruz. Hayatı devam ettirecek bütün bu eylemlerin arkasında beynin ödül mekanizması yatıyor. Ödül mekanizmasının merkezindeki eylemlerden biri de seks!

Beynin ödül mekanizması temel olarak dopamin hormonunun akkumbens çekirdeğindeki dopamin reseptörlerine bağlanmasıyla çalışıyor. Kısacası ne kadar çok dopamin o kadar çok haz/ödül demek. Salgılanan dopamin dalgaları beyinde öfori (yerinde duramama) ve coşkunun kabarmasına neden oluyor. Yukarıda bahsettiğimiz vazopressin ve oksitosin de dopamin salınımını tetikleyen hormonlardır. Yapboz yavaş yavaş tamamlanıyor.

İleri Okuma: Akkumbens Çekirdeği Nedir?

Hormon Seviyesi Nasıl Değişiyor?
Aşk ve seks ile ilgili bir başka hormon da serotonindir. Aşık olmanın ilk evresinde serotonin seviyesi biraz düşer. Bu düşüş saplantılı bazı davranışların ortaya çıkmasına neden olabilir. Acaba şu an ne yapıyor, 1 saat 43 dk oldu neden hala mesaj atmadı, o da bütün gün beni düşünüyor mu acaba tarzı saçma sapan sorular kişilerin aklına gelebilir. Ayrıca aşkın ilk evresinde testesteron, kortizol ve noradrenalin hormonları da görev alır. Zaten aşk iksiri hormonlar ve reseptörlerden başka nedir ki?

İlişkinin ilk evresinde partnerler arasında güçlü bir tutku ve bağlılık görülür. Vücutta bir stres hormonu olan kortizol seviyesinin artması bu aşamayı heyecanlı ve biraz stresli yapar. Kortizol ve benzeri kortikosteroid hormonlarının yükselişi serotonin hormonunun düşüşü ile beraber gerçekleşir. Serotonin hormonu mutluluk hormonu olarak bilinir. Ancak buradaki düşüş mutluluğun azalmasına değil aşık olunan kişiye karşı takıntılı bir davranış geliştirmeye neden oluyor. Aynı zamanda testosteron hormonunun da iki cinsiyette farklı etkileri vardır. İlişkinin başlarında kadınlardaki testosteron miktarı artarken erkeklerde azalır. Hormonlara bağlı olarak beyin kimyasında da bazı değişiklikler gerçekleşir. Örneğin düşünme gibi bilişsel işlevlerden sorumlu frontal korteksin faaliyetinin azalması karşındaki kişinin karakterini tam çözümleyememe ve hep iyi yanlarını görmeye sebep olur. İlişkinin bu evresi yaklaşık 6 ay sürer.

Zamanla İlişkinin Yapısında Değişimler Oluyor
İlişkilerin ikinci aşamasında tutku ve heyecanla birlikte sakinlik, huzur ve güven ortamı da oluşmaya başlar. Artık testesteron, kortizol ve serotonin seviyeleri tekrar normale dönmeye başlar. Güven ortamının baskın hale gelmesi için daha önce bahsettiğimiz vazopressin ve oksitosin hormonları sahneye çıkmaya başlar. İlişkilerin ikinci evresi birkaç yıl sürmektedir. Eğer güven, bağlılık, tutku ve samimiyet partnerler arasında sürekli sağlanırsa ilişki artık uzun ömürlü ve sürekli bir hal alacaktır.

İlişkilerdeki romantik aşk ile cinsel uyarım arasında bazı fizyolojik farklar mevcuttur. Romantik aşk ve seks esnasında kadın ve erkek beyninin farklı kısımları etkin olur. Örneğin evrimsel süreçte erkekler kadının doğurganlığına, dolayısıyla dış görünümüne, dikkat ederken, kadın beyni erkeğin elde etme, kazanma özelliklerine bakar. Bu yüzden erkek beynindeki görsel korteksin faaliyeti kadından biraz daha fazla, kadında ise dikkat ve duygusal bilgileri işleyen beyin bölgeleri daha etkindir diyebiliriz. Evrimsel psikoloji bilimi kadın ve erkeğin toplum hayatındaki rolünü irdelemiş ve aşk ve seks konusunda ortaya çok mantıklı teoriler koymuştur.

Görüntüleme Teknolojileri Devreye Giriyor
Cinsel uyarım esnasında kadın ve erkek beyinlerinde bazı fizyolojik farklar fonksiyonel manyetik rezonans (fMRI) gibi beyin görüntüleme teknolojileri ile yakın geçmişte ortaya çıkarılmıştır. Bir çalışmada kadın ve erkeklere erotik filmler izlettiriliyor ve film esnasında bu kişilerin beyin taramaları yapılıyor. Sonuçlar karşılaştırıldığında erkeklerin hipotalamusunun kadınlardan daha fazla çalıştığı görülüyor. Bugüne kadar yapılan çalışmalar testesteron miktarının seks isteğiyle bir ilişkisini olabileceğini ortaya atsa da henüz elimizde yeterli kanıt yok. Ancak östrojen ve androjen hormonlarının dengesi cinsel istek uyandırmakta çok etkilidir. Kadınlarda yapılan araştırmalar östrojen/androjen hormonları arasındaki ilişki bozulduğunda kadınların daha fazla seks isteği duyduğunu gösteriyor. Her iki cinsiyette de androjen hormonlarının yaşla birlikte azalması cinsel isteği azaltan başlıca etkendir.

İleri Okuma: Hipotalamusun Görevleri Nedir?

Hormonlar, beyin bölgeleri, reseptörler, nörotransmitterler, evrimsel süreç derken hala yap-bozda bir parça eksik: Feromonlar. Aşk ve seks konusunda feromonlar çok kilit bir görev üstlenirler. Bir türün kendi içindeki üyeleri arasında dışarıya salgılanan feromonlar insan da dahil olmak üzere çok sayıda hayvan ve bitkide bulunur. Bu kimyasallar eş seçiminde, alarm vermek için, karşı cinsin ilgisini çekmek için, sinyal amaçlı veya belirli bir bölgenin kendisine ait olduğunu anlatmak veya çiftleşme davranışı için kullanılır.

Feromonlar, Aşk ve Seks
İnsanlarda karşı cinsi kendine çekmede ve kurulan ilişkilerin sürdürülmesinde feromonlar önemli bir rol oynamaktadır. Yapılan araştırmalar başlıca üç feromonun varlığını gösteriyor. Bunlar koltuk altından salınan steroidler, vajinal alidatik asitler ve koku almada görevli vomeronazal organı uyaran feromonlardır. Koltuk altı feromonları, testislerde, yumurtalıklarda ve böbreküstü bezlerinde üretilir ve ergenlikle beraber etkin hale gelir. Bu tür kokular bazı genetik izleri de taşır. Örneğin, karşı cinsten bir kişinin genetik yapısı sizden ne kadar farklı ise salgılanan feromonlar da size o kadar güzel gelecektir. Çünkü genetik yapıları farklı olan bireylerin çocukları daha karma ve güçlü bir genoma sahip olacaktır. Bu evrimsel avantaj da fenotip düzeyinde kendisini koku olarak gösterir ve bireyleri bazen kendileri farkında bile olmadan etkiler. Görücü usulü ve akraba evliliklerinin ne kadar yanlış ve tehlikeli olabileceğini buradan daha iyi anlayabiliriz.

Tutku, aşk ve seks kavramları toplumsal yapımızda hala bir tabu olarak kalmış olup bunlardan aile ortamında veya kalabalık bir yerde bahsetmek ‘ayıp’ sayılıyor. Aşk ve cinselliğin yapısı daha iyi anlaşıldığında bunun herkeste sıradan bir şekilde işleyen tamamen doğal bir mekanizma olduğunu görürüz. Herkes bunları yaşıyor, günümüzün neredeyse tamamında evrimsel sürecin yukarıda saydığımız özelliklerini tecrübe ediyoruz. Aşk ve seks gibi konuların üstünü örtmek yerine bilinçlendiğimiz takdirde hem genetik hastalıkların azaltılmasına katkı sağlayabilir. Hem de daha mutlu ve huzurlu ilişkilerin oluşması için bir adım atabiliriz.

Kaynaklar:

  • http://www.urbandictionary.com/define.php?term=love&page=2
  • Compassion: An evolutionary analysis and empirical review. Goetz, Jennifer L.; Keltner, Dacher; Simon-Thomas, Emiliana Psychological Bulletin, Vol 136(3), May 2010, 351-374.http://dx.doi.org/10.1037/a0018807
  • Josephs L. 2010. The co-evolution of sexual desire, narcissistic vulnerability, and adaptations for reproductive advantage. journal of the AmericanAcademyofPsychoanalysisand Dynamic Psychiatry
  • Zeki S. 2007. The neurobiology of love. FEBS Letters Jun 12;581(14):2575-9.
  • De Boer A, van Buel EM, Ter Horst GJ. 2012. Love is more than just a kiss: a neurobiological perspective on love and affection. Neuroscience; Jan 10;201:114-24. doi: 10.1016/j.neuroscience.2011.11.017. Epub 2011 Nov 15.
  • Young LJ, Wang Z. 2004. The neurobiology of pair bonding. Nature Neuroscience; Oct;7(10):1048-54.
  • Volz KG, Schubotz RI, von Cramon DY. Decision-making and the frontal lobes. Current Opinion in Neurology; Aug;19(4):401-6.
  • Warren S. T. Hays. 2003. Human pheromones: have they been demonstrated? Behavioral Ecological Sociobiology; 54 (2): 98–97
Politik Psikoloji Günlüğü