İslam Kaynakları Işığında Hermes ve Hermetik Düşünce

Dinler Tarihi, Felsefe Tarihi ve Bilim Tarihi disiplinleri geçmişe doğru yürütüldüğünde bu üç sahanın da Hermes adlı bir figürde kesiştiği görülecektir. Bu figürün geçmişte 7 büyük bilim/ilim sahasını temsil eden ve üç kere kutsanmış, kelime anlamı olarak da “Bilge” anlamına geldiği biliniyor. Hermes’i şahsiyeti, külliyatı ve tüm veçheleriyle İslam Kaynakları ile birlikte ele alan Prof. Dr. Mahmud Erol Kılıç Hoca’nın 1989 yılında tamamlanan yüksek lisans tezi olan ‘Hermesler Hermesi’ eserinden yola çıkarak yaptığımız seçme paragraflarla Hermetik düşünceye ilgi duyanların bakış açılarını bu objektif çalışmanın seviyesine çekip yeni bir merak uyandırmak dileğindeyiz. Hikmet tarihi açısından Türkiye’de bir örneği daha bulunmayan bu eserde hem Batı’lı hem Doğu’lu kaynaklar ve bilim ve düşünce tarihinin geçmişine bir yolculuk yapacak, Müslüman düşünürler ile de irtibatlarını bulacaksınız.

Ortaçağda Hermes zaman zaman Mısırlıların Thoth’u, İbranilerin Enoh’u, eski İranlıların Huşeng’i ve yahut Müslümanların İdris nebisi ile bir tutulmuştu. Hangi coğrafyada olursa olsun, bu insanlar onu insanlığa ilâhi mesaj getiren ve ilimlerin kurucusu bir peygamber olarak görmüşlerdi. Fakat “Hermetizm” adıyla anılan ekol ancak çok daha sonraları Mısır ve Grek geleneklerinin İskenderiye’de birleşmesinden sonra vücuda gelecektir.

Bu farklı isimler altında anılan şahsiyetin aynı kişi olup olmadığı müellifler indinde ihtilaflıdır. Bazılarına göre tek bir Hermes’ten bahsedilemez çünkü Hermes bir isim değil bir sıfat, bir lakaptır. “Buda” gibi, “Manou” gibi bir cins isimdir.

Tek bir kişiye değil de Hermetizm konusu altına giren ilimlerde önder olan birçok kişiye bu adın verildiği görülmektedir. T. Burckhardt’a göre “Hermetizme yeni bir ruhani eksen veren, daha doğrusu, son dönem Hellen natüralizminin boğmasından kurtararak onun orijinal yapısını tam manasıyla yeniden kuran, İslami inancın ezoterik tefsiri olan Vahdet-i Vücut doktrini olacaktır”.

Bu çalışmada Mahmud Erol Kılıç, “Hermes” figürünün İslâm düşüncesinden görünümünü incelemekte ve günümüze kadar tesiri süren bir akım olan Hermetizm’in kayıp sembolizminin aranabileceği bir yer olarak İslam ezoterizmi ile irtibatını ortaya koymaktadır.

 

Hermes Trismegistus (Üç defa kutsanmış Hermes)

Hermes Trismegistus (Üç defa kutsanmış Hermes)

Eski Mısır inisiasyonu ve Hermes’in vizyonu

“Hakikati açıklamak ve adaleti uygulamak için Yüce Allah ile irtibat kuran her irade, daha dünyada iken, insanlar ve nesneler üzerindeki ilahi kudretten hissesini alır. Bu keyfiyet, kurtuluşa ulaşmış ruhlar için ebedi bir mükâfattır.”

“Zira artık sen ölümden sonra tekrar dirilmeye mazhar olan zümreye dâhilsin. Şunu unutma ki, ilmin iki anahtarı vardır. Onlar da şunlardır: Eşyanın dışı da içi gibidir. Küçük, büyük gibidir. Ancak tek bir kanun vardır. Fail olan tektir. Tedbirât-i ilahiyyeden her biri ne küçüktür ne de büyük. İkinci anahtar ise şudur: İnsanlar ölümlü tanrılar ve tanrılar da ölümsüz insanlardır” der.”

Corpus Hermeticum’un muhtevası

“Ruhun kötü oluşu, onun irfandan, marifetten (gnosis: yani Tanrı bilgisinden) yoksun oluşundan ibarettir. İrfana sahip olmayan ruh, beden tarafından yönlendirilir ve bedenî âlemlerce yuvarlanır durur. Fakat irfana sahip ruh iyidir. İrfan, konuşmalarla ya da duyularla elde edilmez. Duyular bedenin aracı olarak çalışırlar. Ama irfanın bedenle bir ilgisi yoktur. Onun organı Akıl’dır. Ve akıl, gayr-i cismanidir (8b-10a).”

“İnsan bu dünyada bir garip gibi olmalıdır. Dünya kötülüklerden mürekkep olduğundan ilahiliğe doğmak için o dünyada garip kalmak şarttır. (C. H. 13. 1)”

Corpus Hermeticum’un Hristiyan gnostisizmi, Batı düşüncesi ve Rönesans üzerine tesirleri

“Patrizzi’ye göre, Greklerin bütün felsefi sistemleri, Pythagorasçıların mistik matematikleri, Platon’un etiği ve teolojisi, Aristotales ve Stoacıların fizikleri hep bu Hermes’in yazdığı eserlerden alınmadır. ‘Eğer Hermetik felsefe Grek felsefesinden çıkma değilse, o zaman şurası kesindir ki, Grek felsefesi Hermetik Felsefen çıkmadır”.

“Dini Hermetizm, İtalya’ya giden ve Ficino ve Pico ile görüşen Lefevre d’Etaples tarafından Fransa’ya getirilir. Ficino ve Pico ‘pristo theologia’yı (Hermetik düşünceleri) ve Neo-Platonizmi Hristiyanlığa bir temel olarak görmekteydiler. 1488’de Sienna Katedrali’nde elinde nasihatler kitabını tutan bir Hermes heykeli görülür.”

“Söz konusu dönemin belki de en önemli Hermetist düşünürü Giordano Bruno’dur (1548)”

“Bir hedef kayması oldu Rönesans’ta ve bu ilimlerin ‘tecrübe’ye verdikleri önem yanlışlıkla deneysel ilimlerin doğmasına sebebiyet verdi. Daha sonra da deneyciler dini prensini bir kenara bırakarak sadece yaptıkları deneyi kutsallaştırmaya ve bir müddet sonra da bunun teorisini yapmaya başlayacaklardır. Rasyonalist gelişmeler gittikçe hız kazanır. Hermes’in ruhta gerçekleştirmeyi düşündüğü devrim (dönüşüm) Rönesans aydınlarınca dışta yapılmaya çalışılır. İlk dönemlerin kutsal ve bütüncül simya anlayışı, modern kimyaya; astroloji anlayışı, modern astronomiye; maji anlayışı, modern bilime dönüşecektir.”

“Yirminci yüzyılla beraber Batı’da yeniden Hermetizmin asıl, bozulmamış esprisine bir yönelişin başladığı görülmektedir. 1884’te Dublin’de ‘Hermetic Society’ kurulur.”

Hermetik Felsefe ve Hermetik Bilimler

İnsanların her birini tek tek seven bir şahsi Tanrı düşüncesi Yunan entelektüalizmi içerisinde yer almaz. O, idea’ların üzerindeki mahza Bir’dir, kendisini düşünen bir Düşünce, tam bir Düzen’dir. İşte bir Varro’ya bir Seneca’ya, bir Tacitus’a ve bir Pilinius’a Tanrı fikrini açıklayan bu zorunluluk –Tanrı- Mantıklılık Tanrısı’dır, yani sevgisiz bir uluhiyettir.

“Bilge için o düzene hayran olmanın, Tanrı’yı bilmenin ve O’na tapmanın hepsi birdi (Novit et colit) (Tanrı’yı idrak ettiği anda O’na tapar) Arif’in irfanında ise bu ters çevrilir (Colit et novit) (Tanrı’yı ibadet ederken idrak eder)”

Hermetik Felsefe ve Bilimlerin Müslüman Düşünürler Üzerindeki Tesirleri

“İslam Felsefesi’nde, hususen İşraki okulda, etkili olan diğer bir Hermetik yaklaşım da, hicri altıncı yüzyıldaki birçok dini-felsefi eserde görüleceği gibi, insana hakikati aramasında yardımcı olan ve o insanın ruhî arayış seyrinin sonunda kendisiyle birleşeceği bir semavi rehber telakkisidir. İbn Sina’nın Hayy bin Yekzan’i, Necmettin-i Kübra gibi bazı sufilerin ‘Semadaki Şahit’ (eş-Şahid fi’s-sema) görüşleri ve Kur’anî temalardan ‘Refîku’l-a’lâ’nın hep bu ‘Tam-Tabiat’i ifade ettikleri söylenir. Sühreverdi el-Mutaharat isimli kitabında şöyle der: , ’Hermes dedi ki: Bana nesnelerin ilmini getiren manevi bir varlıkla karşılaştım. Sen kimsin dedim. Ben senin tam (kamil) tabiatınım, dedi’. Tam-Tabiat ‘ruhaniyet’tir, ‘feylesofun meleği’dir. Onu hikmete götüren şahsi rehberidir. Manevi yolcu, bu ‘Tam Tabiat’ını arayan yolcudur.”

“İhvan-i Safa’ya göre Kişi bedeni tarafından aşağı çekildiği ve onun arzu ve zevkleriyle meşgul olduğu sürece feleklere yükselemez ve orada bulunanları doğrudan müşahade edemez. Yani Hermes’in tattığı ve Pyhtagoras ve Hz. Muhammed’in şehadet ettiği mutluluğu tadamaz”.

“Ve bu yüzden dörtlü sulûk derecelerinden üçüncüsü İdris makamıdır.”

PPG Haber