Mutluluğunun Peşinden Git!

Mitoloji, metafizik ve dinler tarihi ile ilgili herhangi bir akademik çalışmaya başladığınız andan itibaren uğrayacağınız duraklardan bir tanesi de mutlaka Joseph Campbell olacaktır eninde sonunda. Halk efsanelerinden, dinler tarihine, tarihten mitolojik söylencelere ve felsefeye kadar çok geniş bir yelpazesi var. Öğrencileri için geliştirdiği “Follow Your Bliss” (Mutluluğunun Peşinden Git) formülü ile tanınan Campbell; “mutluluk neredeyse bulun ve peşinden gitmekten asla korkmayın” olarak özetlediği hayat felsefesinde okurlarına ve öğrencilerine akademik hayatı boyunca vazgeçmemeyi ve kapılar kapalı dahi olsa açmaktan çekinmemeyi ve denemeyi salık veriyordu.

Sigmund Freud, Albert Einstein, Ludwig Wittgenstein ve Erwin Schrödinger gibi birçok ismi nasıl etkilediyse Campbell’ı da öyle derinden etkileyen isim Arthur Schopenhauer oldu; en çok da bugün psikoloji çevrelerinde bir slogan haline gelen şu sözü ile: “Dünyaya bakış açımızın sağlam temelleri ve derinlik veya sığlığı çocukluk yıllarında oluşur. Bu görüş daha sonra özenle düzeltilir ve mükemmel hale getirilir, ama özde değişmeden kalır.”

Çekilen tüm acıların gizli nedeninin “ölümlü olmak” olduğuna inanıyordu ve iddiası “Eğer hayat var ise ölüm de vardır!” şeklindeydi. Bilgeliğin bile insanlıktan çok uzakta, büyük yalnızlığın içinde yaşadığını ve yalnızca acı çekerek ona varılabileceğini söylerdi. Çünkü yalnızca mahrumiyetin ve acının, zihni başkalarına “gizli” olan şeylere açacağını düşünüyordu.

Campbell 1987’de öldüğü için aramızda canlı bir irtibat söz konusu değil fakat fikirleri, düşünceleri ve çalışmalarıyla akademik ruhu hala güçlü bir biçimde bizimle birlikte. Ama o yine bu yakınlıktan imtina edercesine “Kendi sezgilerimize ve öz varlığımıza inanmak zorundayız!” derken yine bizleri, cesaretlendirerek ve göbek bağımızı kendimiz kesmemiz gerektiğine ikna ederek, mutluluğumuzun peşinden gitme azmine yönlendiriyor olacaktı.

Derslerinden birinde kahramanın yolcuğunun sonu, kahramanın yüceltilmesi değildir diyor ve şöyle devam ediyordu: “Bu, insanın kendisini karşılaşılan figürlerden ya da güçlerden biriyle özdeşleştirmesi için değildir. Kurtuluş peşindeki kahraman kendini ışık ile özdeşleştirir ve bir daha geri dönmez. Ancak başkalarına hizmet etme isteğine sahip hiç kimse kendisine böyle bir kaçış imkânı tanımayacaktır. Arayışın temel amacı insan için bir kurtuluş ya da vecit değil, bilgelik ve başkalarına hizmet etme gücü olmalıdır…”

Bu yönüyle araştırmacı gazeteci de bir bakıma bir kahramandır Campbell’a göre. Gazeteci halkın içinde yaşar, hayat okulundan mezun olur ve bir gazeteci, kendisinden beklenmeyen her konu ile ilgilenmek ve malumatta bulunmak zorunda kalır çoğu zaman. Bağımsız bir gazetecinin kaderi ve sorumluluğu ise yine sadece kendisine aittir, tıpkı kader tanrıçaları gibi ‘takip edeni götürürler, takip etmeyeni ise sürüklerler…’.

“İlim bir nokta idi, onu cahiller çoğalttı” hikmetini desteklercesine “Gerçek birdir, bilgeler ona değişik isimler verir” derken dikkatsizlik, gözünü açmama ve farkına varamama hallerini affedilemez günahlar arasında telakki ediyordu.

Son olarak Joseph Campbell’ı bir de Bill Moyers’in dilinden görelim.

“O binlerce hikayesi olan bir adamdı. En sevdiği hikayelerden biri de şuydu: Japonya’da din hakkında uluslararası bir konferanstayken Campbell başka bir Amerikalı delegenin, New York’tan bir sosyal filozofun bir Şinto rahibine ‘Şimdiye kadar pek çok seremoniye katıldım ve tapınaklarınızdan pek çoğunu gördüm. Ama ideolojinizi anlamıyorum. Teolojinizi anlamıyorum’ dediğini işitti. Japon rahip bir saniye derin düşünürmüş gibi durakladı ve sonra yavaşça başını salladı. ‘Bence bizim ideolojimiz yok,’ dedi. ‘Teolojimiz yok. Biz dans ediyoruz.’ Campbell da böyle yaptı -göklerin müziğine kulak verdi.”

Halil Emrah Macit