Demir küre içerisinde bir saltanat: ‘Narsisizm’

İngiltere Kralı 8. Henry, “Narsisizm”, “Öidipus kompleksi”, “sevgi”, “ruhsal açlık” ve “geçiş nesnesi” kavramlarından yola çıkarak yazılan bu kurgu söyleşiyi PPG olarak sizler için hazırladık.

-Hep merak ediyorum, sormak istiyorum, psikolojiden bihaber insanların bile ağzında sakız olan şu “narsisizm” nedir tam olarak?

“Narsisizm” kendimize duyduğumuz sevgiyi anlatan bir kelimedir. Fiziksel yaşamı sürdürebilmek için herkesin suya ve gıdaya ihtiyaç duyması gibi olgun bir psikolojik yaşam için de kendimizi sevmeye ihtiyaç duyarız.

-Peki ya bu durumu abartırsak ne olur?

Abartılmış narsisizmi olan kişiler yaşamlarını büyük bir ikilem içinde sürdürürler: Gündelik hayatlarında kendilerini çok seven, büyüklenmeci duygulara sahip kişiler olmalarına rağmen, sevgiye “aç” ve aşağılık duyguları içinde çırpınan gizli bir tarafları da vardır.

-Ama bazıları bu narsisizmi abarttıklarının farkında değiller sanırım?

Bu süreç bilinçdışında gerçekleştiği için bazıları narsisizmlerini abarttıklarının pek farkında değiller doğru. Sanki dünyanın en güçlü, en akıllı veya en güzel insanlarıymış gibi davranmak onlar için olağan bir durumdur. Aynı zamanda kimliklerinin sevgiye aç kısımlarını saklarlar. Kimliklerinin dünyanın “en önemli” insanı olarak gördükleri parçasını sevgiye aç olan kimlik parçalarından ayırmışlar ve büyüklüğü abartılmış olan kısmı bir fanusla örter gibi korumaya almışlar. Bu birçok probleme neden olur ve sonunda kendilerini bir analistin divanında bulurlar.

-Ama her analiste de kendileri tamamen ve gerçekten açmazlar değil mi?

Doğru. Bazı analizlerimde, karşımdakiler kendi “güçlü” kısımlarını bir demir küre içinde saklıyorlardı, divanın arkasında oturan bense onların aç ve çaresiz kendilik kısımları oluyordum. Ama zamanla onlarla aramızda bir “aktarım” gelişmeye başladı. Ve demir küre içinde bir saltanat sürmeye başladılar.

-Sürekli telaffuz edilen “Öidipus kompleksi” diye bir şey var. Baba figürüyle çatışmamız tam olarak nasıl çözülür?

Ödipal çatışma erkek çocuğun babayla özdeşim yapmasıyla çözülür. Yani her şey yolunda giderse erkek çocuk “erkekliği” öğrenir.

-Bir de bazı fantezi ve eşyalara olan aşırı bağlılık var sanırım.

Evet, genelde çocuklarda biz buna “geçiş nesnesi” diyoruz. Bu kavramı daha iyi anlamak için karanlık bir odada bir el fenerinin geçiş nesnesi gibi kullanıldığını düşünelim. Çocuk el fenerini yakıp etrafı aydınlatarak yavaş yavaş dış dünyayı görür ve anlamaya çalışır. Fakat aç kaldığı, uykusu geldiği veya anne tarafından reddedildiğini sezdiği anlarda fenerin ışığını kendine doğru çevirir ve dış dünyayı karanlığa gömer.

-Ne sıklıkla yapılır bu ve amaç nedir?

Bu her gereksinim duyulduğunda defalarca kullanılır. Ve böylece kendileriyle dış dünyadaki insanlar arasındaki köprüyü kontrol altında tutarlar. Bunun en önemli nedeni büyüklenmeci kendilik kısmını “ötekilerden” korumaktır. Çocuklarda geçiş nesnesi yaratma işi gelecekteki yaratıcılığın temelinde yer alıyor. Ama yetişkinler, başka insanlarla ilişki kurmak için onlarla aralarına, kendilerinin kontrolü altında olan bir köprü kurmaya ihtiyaç duymayabilirler!

-Daha önce bana “iyi” ve “kötü” kendilik imgelerinden bahsetmiştiniz, biraz anlatır mısınız?

Tabi, bir örnekle anlatayım. Bir analizanımın agresyonunun altında Sekizinci Henry’i keşfettim. Bu zalim kralın iki karısının kafasını kestirmesi gibi o da kendini reddeden “kötü” anneyi yok etmeyi Sekizinci Henry üzerinden hayal ediyordu. Amerika’nın kuruluşunda rol oynayan bir lider olan atası İngiliz asıllı olduğu için analizanım da Sekizinci Henry’nin kendi büyüklenmeciliğini temsil ettiğinin farkındaydı, bu “iyi” tarafıydı. “Kötü” tarafı ise o da, Sekizinci Henry gibi karılarını öldürebilecek, annesini katledebilecek, yani cinayet işleyebilecek “kötü” bir çocuktu. Zalim bir insan olmakla beraber Sekizinci Henry İngilizler için bir devrim, büyük bir değişim yaratmıştı. Roma’nın Katolik baskısından İngilizleri kurtarmış, onlara dini yönden bir bağımsızlık sağlamıştı. Divanımda yatan analizanım da kendine baskı yapan eski iç dünyasını değiştirip içindeki “kötü” ve “iyi” imgeleri birleştirerek bütünleşmiş bir kimliğe ve bağımsızlığa kavuşmak, geri kalan saldırganlık kısmını bir hapishaneye koymak (bastırmak) üzerinde çalışıyordu.

-Bu durumda siz nerede duruyordunuz?

Ben, onun gelişmesini isteyen, bütünleşmiş kimliğinin (rahat demokratik hayat tarzı) koruyucusu olan bir yabancıydım. “İyi” ve “kötü” tarafları bir araya gelince onun iç dünyası da bütünleşecekti. Bütünleşmiş bir kendilik temsili olan kişiler artık büyüklenmecilik veya sevgiye aç kişilik parçalarıyla uğraşmaz. Böyle bir kişi çocukluk gelişimi basamaklarından yukarı çıkarak ödipal süreçlerle ilgilenir.

-Bu tür çatışma çözümlerinde sonuç ne oluyor genelde?

Analizi bitirme evresine girince divanda yatan kişi kendini etkileyen çocukluk travmalarını ziyaret eder. Böyle ziyaretle eskiden kendini patolojik olarak etkileyen travmaya sanki “Hoşçakal” diyerek bu defa kendisi o travmadan ayrılır.

-Anlıyorum, teşekkür ederim.

Rica ederim.

*Bu kurgu söyleşide yararlanılan kaynak; Prof. Dr. Vamık Volkan, Fanustaki İnsanlar, ALFA
Kapak Fotoğrafı: The Tudors dizisi-BBC, 8.Henry
Politik Psikoloji Günlüğü